Ölümlülük, Ölümsüzlük ve Yapay Zekâ – Elif Acar

olumluluk-olumsuzluk-ve-yapay-zeka-elif-acar

Önsöz – Elif Acar
Bu kitap, ölümlü insanoğlunun hayatta kalma stratejileri bağlamında geliştirdiği teknolojik yapılanmaları ortaya koymak ve bunların sonucunda gerçekleşen ve gerçekleşebilecek olan sosyolojik olayları “ölüm” ve “ölümsüzlük” kavramı bağlamında açıklamayı ve ortaya koymayı hedeflemektedir.
Ölüm kavramının özellikle seçilmesinin nedeni, ilk olarak ölümün ve doğumun canlı her varlığın evrensel olarak taşıdığı bir gerçek olmasıdır. Diğer bir nedeni de yine bilinç düzeyinde algı ve anlamlandırma yeteneğine sahip insan ırkının, algı düzeyinde anlamlandıramadığı bir kavram olmasıdır. Husserl, “ölümün mutlak bir hiçlik olduğunu, ancak algının yokluğunu algılayabildiğimiz zaman hiçin ne olduğunu anlayabildiğimizi i söylerken tam da bu noktaya işaret etmiştir. İnsanların ölüm bilgisine sahip olmaları, tarih boyunca bu sonlu varoluşlarını algılamalarına, dolayısıyla anksiyeteler yaşamalarına ve bu anksiyetelere çözüm yolları bulma aşamasına taşımıştır. İlk insandan bu yana, insanın en büyük amacı hayatta kalma adına verilen savaşı kazanmaya çalışmaktır. İlk sosyalizasyon hareketi olan toplu halde yaşama geçiş de yine insanların hayatta kalmak için yaşadıkları bir süreçtir. İlkel insanın alet kullanmaya başlayarak öldürmeyi ölmemek için keşfetmesi de insanoğlunun gelişim çizgisinin ölümle ne kadar bağlantılı bir süreç olduğunu gösterir.
Bu bağlamda ‘Heidegger’ci bir bakışla, kültürün oluşumu da hayatta kalmak için uydurulmuş bir oyun olarak görülebilir. “Ölüm geldiğinde, bizim metabolik faaliyetlerimizi durdurmaktan çok, kültürel faaliyetlerimize de son verecek ve her şeyin yarım kalmasına neden olacaktır.”2 Yaşamı anlamlı kılmak için yapılan kültürel faaliyetler, aslında tam da yaşamı anlamsız kılan ölüm bilgisine ket vurmak amaçlı ortaya çıkmıştır. Sanat eserlerinin ortaya çıkışı, tarihlerin yazılışı, koleksiyonculuk gibi kültürel eylemlerin hepsi aslında birer ölüme karşı koyuş, hayata dair ölümsüz eserler bırakmak adına ortaya çıkmıştır.
Medya ile birlikte ölüm, birebir gözlemleyebildiğimiz, yakınımızda her an olup biten gündelik bir olguya dönüşmüştür. Savaşlar, soykırımlar, patlamalar, kazalar artık her an her saniye evimizden gözlemleyebildiğimiz kadar yakınımıza gelmiştir. Ölüm, bir haberden, başka bir habere geçerek unutulan, gittikçe bilinçdışına itilen nevrotik bir hastalığa dönüşmeye başlamıştır. Medyanın bu gücü ile, ölümsüzleşmek veya yaşarken öldürülmek mümkün kılınmış, tarih yapma görevi krallardan medya patronlarına devredilmiştir. Modern öncesi toplumlarda evcilleştirilen ölüm, modernizm ile birlikte ‘ölümü öldürme’ eylemine dönüşmeye başlamıştır.
Psikanalitik düzlemden bakıldığında ölüm, yani “inorganik madde haline dönüşii, bebek öznenin anne karnından çıktıktan sonra tekrar anne karnına dönmek istemesi yani, ölmeyi arzulaması olarak görülebilir. Ölümle karşılaşmak, ölümlü olmanın bilincine varmak, kişilerin  dünyevi eylemlerden zevk alabilme yetisini, ölüm ve yaşam arasında bir anksiyete dönüştürebilir. Birisi için var olmak, ölümsüzlüğün yalnızlığı gibi psikolojik süreçler de insanoğlunun hayatta kalma stratejileri için önemli kavramlardır.
Bilimsel açıdan ölüm kavramına baktığımızda ise teknik gelişmelerin ölümsüzlüğe açılan yolları belirginleştirdiğini görebiliriz. İnsanın, yaratıcı kabiliyeti ile kendinden bir kopya yaratma arzusu, bir çok bilimkurgu hikâyesine konu olmakla beraber, günümüzde bilişim ve gen teknolojilerinin işbirliği ile mümkün kılınmaya başlamıştır. Yapay zekâ, bu teknolojik gelişmelerin başlangıç noktası olarak ele alınacağından, öncelikli bir tarihsel giriş Yapay Zekâ bölümünde verilecektir.
Yapay zekânın anlamlandırma ve kendi kendine problem çözme yetilerinden yoksun bir yapıya sahip olması nedeniyle yaşanan bilimsel krizler, gen teknolojileri ve nörobiyologların desteğiyle ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. İnsanların sahip olduğu bilgilerin, bilinç üzerinde açık ve örtük bilgi olarak ikiye ayrılması sorunsalı yapay zekânın kilit noktalarından biridir. Bütün yaşamın amacı olarak görülen ölüm duygusunu yapay zekâya aktarmak henüz gerçekleştirilememiştir fakat nöronların kopyalanarak yapay zekâ oluşturabilecek bir düzleme yerleştirilme çalışmaları, gen aktarımının mümkün olduğu yapay zekâlı simülasyon oyunları bütün bunların çok da uzak olmadığını kanıtlıyor. Bu noktada sosyoloji bilimini ilgilendiren konu ise, insanın tüm bu ölümsüzlük çabalarının toplumsal olarak geleceğini öngörmek ya da bugünkü teknolojinin vardığı noktada ölümsüz makine karşısında ölümlü insanın konumunu belirleyebilmektir.
Ölüm kavramının seçilmesinin nedeni, kültürel, bilimsel, toplumsal gelişmelerin temelinde insanoğlunun tek bir evrensel gerçeğe sahip olmasıdır. Bu kitabın amacı, ölümlü insanın, anksiyetelerini, önceliklerini, egolarını, korkularını ve ölümsüzlük umutlarını açıklamaktır. Bir anlamda yaşamın belirsiz dokusunu ve sebeplerini ölüm kavramı üzerinden kurmak bu kitabın ana konusudur.

Editör: Cem Uçan
Kapak Resmi: AARON, Sibernetik Sanatçı (Yapay Zekâ)
© Nisan 2007 altKitap ve Elif Acar

Kitabı PDF formatında okumak için aşağıdaki bilgileri doldurun.

E-posta:*
Kutucuktaki yazıyı tekrarlayınız.

Elif Acar

1982 İstanbul, Kadıköy doğumlu. Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun olduktan sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde Sosyoloji okudu. Okul hayatı boyunca makinelere ve yazılımlara ilgi duydu. Parkyeri A.Ş. ile birlikte “Ericsson Crea-World”de teknoloji üzerine çalıştı. 2000’li yıllarda Sistemsensin şirketi için yazılar yazdı, Basatap müzik dergisinin oluşumu ve gelişimine katkıda bulundu. 8bit ve “micro music” konusunda uzmanlaştı. Kişisel bir çalışma olarak yaklaşık iki senedir Yapay Zeka üzerine okuyor ve sosyo-kültürel teknoloji araştırmaları yapıyor. En iyi arkadaşı, bilgisayarı.