Filmlerle Seyrüsefer – Şükran Yücel

Filmlerle-Seyrusefer
ÖnsözŞükran Yücel
Filmlerle Seyrüsefer, siyah beyaz bir hayatı renklendiren filmlere şükran duygumu ifade etmek için yazılan yazılardan oluştu. Beyazperdede yansıyan bir ‘sefer’i ‘seyir’ eylemekle başlar her şey. Filmlerle çıkılan seyrüsefer bir limanda seyrüsefer eden vapurlarınki gibi aynı barınakta sona erer. Uzak denizlere gidilen uzun ve sonu bilinmeyen bir yolculuk değildir söz konusu olan. Karanlık bir salona girer, oturur iki saat için farklı bir serüveni yaşar ve aynı kapıdan aynı sokağa çıkarsınız. Aynı yollardan aynı eve gider, aynı hayatı yaşamaya devam edersiniz. Kendinizden başladığınız her seyrüsefer kendinizde biter. Bu arada farklı duygular, kederler, hüzünler, heyecanlar ve zevkler imgeler ve sözcükler halinde eklenir belleğinize.
Sevdiğiniz filmlerin verdiği haz uzun süre yaşar sizinle birlikte. Bu seyrüsefer hiç bitmesin dediğiniz olur. O zaman kalemi elinize alır filmlerden yola çıkarak hissettiklerinizi, düşündüklerinizi yazma gereksinimi duyarsınız. Şanslıysanız bu yazılar bir gazetede, dergide yayımlanır, sizinle aynı coşkuyu hissedenlerle paylaşırsınız. Şanslıysanız, altkitap.com gibi değerli kitaplar yayımlayan bir siteden Murat Gülsoy sizi arar ve yazılarınızı sanal ortamda kitap haline getirmeyi önerir. Seyrüsefer devam eder…
Çocukluğuma ilişkin ilk hatıram bir filmle ilgili derken abartmıyorum. İlk gördüğüm film olan Sissi’yi hala unutamıyorum. Avusturya İmparatoriçesi Sissi’nin filmdeki Külkedisi’ne benzer büyüleyici ve masalsı öyküsü, sonraki yıllarda Sissi’nin şiire, felsefeye ilgi duyan ve muhalif Macar aydınlarıyla dostluk kuran sıradışı bir kraliçe olduğunu ve talihsiz bir suikasta kurban gittiğini öğrenmemle bütünleşti ve hala içimi sızlatan bir tragedya olarak beni etkilemeye devam ediyor. Sissi filminden ötürü yaşam boyu süren film akrabalarımdan ilkini dört yaşında kazanmıştım: Kendisi de bir tragedyaya kurban giden olağanüstü etkileyici ve muhteşem Romy Schneider. Allah biliyor ya, ben çok güzel bir yaşamı hak eden o güzel insanın başına gelen tüm talihsizliklerden hep Alain Delon’u sorumlu tuttum. Dünyanın en güzel çiftiyken, onu terk edip o donuk Nathalie Delon’la evlenmeseydi, Romy’nin başına tüm o kazalar gelmeyecekti. Üstelik büyüyüp de Garcia Marquez’in Kırmızı Pazartesi romanından uyarlanan filmi mahveden o Anthony Delon kazasını da hiç görmemiş olacaktık.
Beni ‘ben’ yapan romanlardan önce hayatıma giren filmler benliğimin ilk tuğlalarını koydukları gibi yaşam boyu sürecek olan sinema tutkumu da ateşlediler. Filmlerle kitaplar hep farklı boyutlara taşıdı beni. Sinema ile edebiyatın dehlizlerinde buldum kendimi. Ve bir daha o labirentten hiç çıkmak istemedim. Gönüllü bir tutsaklık bu. Hayatın fırtınalarına karşı zaman zaman güç kazandıran bir yanı da var, bizi kırılganlaştıran bir yanı da.
Bu kitapta benim Altyazı sinema dergisinde yayımlanan film okumalarımla birlikte festivallerle ilgili yazılarımı da bulacaksınız. Bunlar İstanbul Film Festivali, Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali, Gezici Avrupa Filmleri Festivali ve Sinema Tarih Buluşması’na ilişkin izdüşümlerim. Hem bir hatırlatma hem de benim festivallerden bende kalanlar üzerine bir hesaplaşmam. Bu yazılardan birkaçı da E Dergi’de yayımlanmış sinema üstüne denemelerim. Üçüncü bölüm ise bazı yönetmen portrelerinden oluşuyor. Zaman zaman yazdığım yönetmenlerle ilgili yazılar henüz az sayıda. Etkilendiğim ve sevdiğim o kadar çok yönetmen var ki, bunlarla ilgili yazılara devam edeceğim. Burada yer alan yönetmen portreleri içinde biri var ki, beni çok etkiledi. 1940’lı yıllarda kısa ve deneysel filmler çekmiş olan bugün Bağımsız Sinema’nın öncüsü olarak kabul edilen feminist ve avant-garde bir sinemacı: Maya Deren. Onu sinema ile ilgilenen herkesin tanımasını istiyorum.
Günümüzün parçalanmış insanının bir örneği olarak edebiyat, sinema ve tiyatro arasında mekik dokuyan ve ne yardan ne de serden geçebilen birisi olarak yazdım bu sinema yazılarını. İçerik olarak farklı bir yanları varsa, benim bu bölünmüşlüğümden geliyordur diye düşünüyorum. Çünkü sinema öyle bir sanat ki, kendi öncülü olan sanatlara gönderme yapmadan edemiyor. Ya da ben içinde o göndermeleri ve sinemanın edebiyatla, tiyatroyla yaptığı flörtün ışıklı halesini taşıyan filmler üzerine yazmayı yeğliyorum. Bulmaca çözdüğüm çok eğlenceli bir yolculuk bu benim için. Edebiyat, tiyatro ve sinemaya hikaye anlatmanın farklı yolları ve biçimleri olarak baktığınızda, aralarındaki kesişme noktalarını bulmak ilginç bir oyun olabiliyor.
Sonuçta bu e-kitabı “bitmemiş bir kitap denemesi” olarak niteliyorum. Sanal ortam bize bu olanağı verdiği için mutluyum.

Yayına Hazırlayan: Murat Gülsoy
Düzelti: Murat Gülsoy
Tasarım: Faruk Ulay
Tasarım Uygulama: Murat Gülsoy
© 2003 altKitap ve Şükran Yücel

Kitabı PDF formatında okumak için aşağıdaki bilgileri doldurun.

E-posta:*
Kutucuktaki yazıyı tekrarlayınız.

Şükran Yücel

İzmir'de doğdu. Gazetecilik yaptı. İngilizce'den birçok oyunu ve romanı Türkçe'ye çevirdi. Tiyatro ve radyo oyunları yazdı. Düş Gölgesi (Afa, 1995) ve Ölüme Karşı Oyun (Gendaş, 2000) adlı iki öykü kitabı vardır. Öykü ve denemeleri E, Adam Öykü gibi dergilerde yayımlandı. Altyazı sinema dergisinde yazıyor.

Şükran Yücel (Kitapları)