“Başörtülü” Tüketim ve Ataerkil Roller – Âlâ Dergisi’nde Yeniden Üretilen Ataerkil Kadın Rolleri – Emre Safa Apaydın

Önsöz – Prof. Dr. Ayşegül Yaraman
Küresel kapitalizmin en etkin ideolojik aygıtı kuşkusuz medyadır. Medya karmaşıklaşmış ve bir anlamda görünmez ve/veya alternatifsiz kılınmış/tanıtılmış egemen ideolojiye sadece ekonomik değil, kültürel sermaye üreterek ve yayarak destek verir. Alınıp satılır en önemli meta haline dönüşen malumatın (information) en etkili yayma aracıdır. Tüm bu bağlamda egemen sınıflar ve temsilcileri medyayı ele geçirmekte ve/veya medya sahibi olmaktadırlar.
Özel mülkiyete ilişkin egemenlik ilişkilerinin en temel tahakküm biçimlerinden olan ataerkil sistem de, tüm eşitlikçi, özgürleşmiş (émancipé) vs. söyleme karşılık geç kapitalizmin postfeminist döneminde “gönüllü” yahut zorunlu varlığını sürdürmektedir.
Yukarıdaki egemenlik sistemlerinin örtük yahut gönüllü yeniden üretiminde, özellikle ulusüstü medya gruplarının kadın dergileri önemli bir konuma sahiptir.
Âlâ Dergisi, ilk bakışta, bu giriş üzerinden sanki farklı bir konumdaymış gibi yorumlanabilir. Küresel kapitalizmin ortaklı yahut doğrudan Türkiye’deki dergilerinden biri değildir; ama kendisi küresel bir ihraç malzemesi olmak üzeredir. Ait olduğu sosyal sermayenin kültürel özelliklerini tüketim toplumu üzerinden ataerkil kodları gönüllülükle yeniden üreterek yayımlamakta ve yaymaktadır. Dolayısıyla siyasal iktidar dolayımıyla egemen sınıflara dahil olan “yeni” sermaye gruplarının yaşam tarzlarını tüketim ve hatta ihraç ekonomisiyle birleştirdikleri bir mecra olarak ortaya çıkmıştır. Ancak yaşam tarzları aracılığıyla farklı bir yol açarak katkıda bulundukları tüketim toplumunun kullan-at zihniyeti veya Bourdieu’ce söylersem “kültürel fastfood” bu grupların yaşam tarzını, özellikle ait oldukları İslami inancın temellerinden uzaklaştırmaktadır.
Aslolan, diğer kadın dergilerininkinden kültürel olarak farklı bir hedef kitlenin, tüketim toplumu ve ataerkil kodları meşrulaştırarak biçimlenmesidir.
“Elektrikli süpürge, çamaşır makinesi,  gazlı ocak, buzdolabı, konserve edilmiş yiyecek kadını özgürleştiren(…) araçlar olarak selamlandı. Aynı zamanda, kozmetik ürünler sanki gençliği ve çiftlerin hayatını korumaya muktedir araçlarmış gibi övüldü. Bundan böyle tüketim, gençlik, güzellik ev kadınının yeni zorunluluklarını oluşturdular. Doğal olarak, iyi eş ve iyi anne ideali hiç kaybolmadı, ama bunlara  bugüne  kadar eşlik eden kutsallaştırılmış belagat, cazibe ve huzurun bireyci normlarıyla kaplandı.” Ayrıca, ev kadınlığı gibi geleneksel bir işbölümünün doğrudan yansıması bir statüye “mecbur edilmeyip” çalışsa da kadın, görünümüne ve yaşam tarzına yatırım yapmaktadır. Böyle bir tüketim habitusu aracılığıyla,Türkiye’de  modernleşmenin vaktiyle dışladığı kitlelerin ekonomik sermayeye olduğu kadar kültürel sermayeye de dahil oldukları görülmektedir.
Öte yandan postfeminizm, hiyerarşisine muhalif de olunsa kadın-erkek kategorileştirilmesini yanlış bularak bir başka açıdan bireyi ve haketme egemenliğindeki (méritocratie) bireyci kültürü destekleyeci, geleneksel ataerkil rolleri dahi kadın grubuna ait bir durum değil, bireylerin seçimine indirgeyebilecek bir düşünce iklimi yaratmıştır. 
Küresel kapitalizmin birey ve tüketim üzerinden postfeminizmden de yararlandığı noktada; Türkiye modernleşmesinin, egemen sınıflara dahil olan yeni gruplarca bir yandan eleştirilmesi bir yandan yenileşmesi/zenginleşmesi bağlamında tüketim toplumu-ataerkil sistem hemhalliğini belgeleyen biçim ve içeriğiyle Âlâ Dergisi anlamlı bir araştırma nesnesi olarak ortaya çıkmaktadır. 
Dolayısıyla Âlâ Dergisi’nde Tüketim Toplumu Bağlamında Yeniden Üretilen Ataerkil Kadın Rolleri başlıklı çalışma, farklı kültürel göstergeler aracılığıyla da olsa tüketim toplumu-ataerkillik sorunsalının önemli bir örneğini sergilemeye çalışmıştır. Batılı/laik(çi) bir mümasiliyle karşılaştırılmaması önemli bir eksikliktir. Bunu da diğer araştırmacılardan bekliyorum.
(1) Gönüllüyü, mağdurun farkında olmadan mağduriyetini pekiştirdiği tutum ve davranışları kastederek kullanıyorum. Bourdieu’nün “simgesel şiddet” (violence symbolique) veya Glick&Fiske’nin “iyicil cinsiyetçilik” (benevolent sexism) kavramlarına uygun olarak.
(2) G.Lipovetsky; La Troisieme Femme, Paris: Folio Essais, 1997, s.258.
(3) Erkeği cazip kılan zenginlik, prestij, zeka, iktidar, statü gibi özelliklere sahip olabildikleri “eşitliğe” ulaşsa da kadınlar; bunlar aracılığıyla değil, dış görünüşleri “sayesinde” cazip olabilmektedirler. Ve artık bu cazibe, gerek moda gerek yaşam tarzı gerek güzellik gerek spor gerek gençleşme teknikleri vs. üzerinden satın alınabilir bir metaya dönüşmüştür.
(4) P.Bourdieu; Distinction Critique Sociale du Jugement, Paris:Minuit, 1979.

altAkademik Kitap Serisi
Yazar: Emre Safa Apaydın
Editör: Prof. Dr. Ayşegül Yaraman
Kitap Tasarım: Su Başbuğu
Tür: Tez – Araştırma
© Ekim 2013 altKitap ve Emre Safa Apaydın

Kitabı PDF formatında okumak için aşağıdaki bilgileri doldurun.

E-posta:*
Kutucuktaki yazıyı tekrarlayınız.

Emre Safa Apaydın

1989 yılında İstanbul’da doğdu. 2013’te, Marmara Üniversitesi Fransızca Kamu Yönetimi Bölümü’nünden mezun oldu. Takiben İstanbul Üniversitesi’nde Müze Yönetimi Yüksek Lisansı’na başladı.